ÜRETİMDE OLMASI GEREKEN HEDEFLERİMİZ VE YAPMAMIZ GEREKENLER
McDonald’s dan daha iyi hamburger yapabilirmisiniz ?Çok kolaylıklaMcDonald’s kadar iyi bir sistem yaratabilir misiniz ?Çok zorMustafa Denizli geçmiş yıllarda Almanya ya bir takım direktörlüğü için gitmişti. Kısa sürede çok iyi sonuçlar elde etmesine rağmen bir gün beklenmedik bir şekilde işine son verdiler. Nedeni sorulduğunda Almanlar şöyle açıklamışlardı durumu : Çok iyi bir direktör ama sistem kurma anlamında herhangi bir ilerleme gözlemleyemedik… Yani Denizli sadece iyi hamburger yapabiliyor , diyorlardıİKEA firması Norveç teki mağazalarında insanların alışverişten yorulup dinlenmek istediklerinde , sattıkları mobilyalarda bir süreliğine dinlenmelerini sağlayacak bir uygulamaya geçiyor. IKEA ürününü satmıyor , bir kimlik oluşturuyor . Bir sistem inşia ediyor , bunun yanında kalan zamanda da mobilya satıyor. Çoğu firmanın yaptığı fiyat indirimleri , klasik gazete reklamları ülkemizde belirli bir başarıyı yakalıyor ancak bu kısa süreli bir el mahareti , piyasadaki boşluğu değerlendirme bazında iyi hamburger üretmeye benzetilebilir. Norveç nüfusu 5 milyondur ve her yıl 1 milyon kişi IKEA mağazalarını ziyaret eder. Bu rakam işini iyi yapmakla sağlanabilecek bir rakam değildirİşini iyi yapmak olarak genel kabul gören başarı ilkesini ödev konusuna benzetiyorum. Öğrencilere ödevini yaptın mı , diye sorulur. Yaptıysa bu yeterli görülerek , başarının gerekli koşulu yerine getirilmişcesine her iki tarafta da bir tatmin duygusu oluşur. Bu tatmin duygusu yeni bir arayışın son noktasıdır. Ödev başarıda yeterli bir etken olarak görüldüğü için başarısızlık durumunda da dış etkenlerde suç aranmaya başlanır. Ödev insanları tembelleştiren bir kabuldür.Tanıdığım bir esnaf bir gün bana şu soruyu sormuştu : her şeyi doğru yapıyorum ama niye olmuyor ? Burada , ödevimi iyi yapıyorumu kastediyordu…
Ekonomik ürün yapmak çok iyi bir fikir .Ancak satışta karşılaşılan kolay satış denen bir şey …tezgahtar ev ödevinde başarılı olmak için kolay üründen satışa başlar kendince en güzelini ve en ucuzunu gösterir. Orta üründen hiçbir zaman başlamaz çünkü çoğu bilinçsiz. ve de göreceksiniz ekonomik grup ürünler en önce bitecek bir sonraki sezon patlama olacak siparişte çünkü herkes önce o ürünü gösterecek bayram üstü herkesin zaten masrafı çok en ucuza kapatıp geçecek ve de güzel bir mamülle …
Bence ekonomik grupların en başta %30 daha sonra %70 i gönderilmeli ki en azından koleksiyon adam gibi teşhir edilebilsin sezon ilk açıldığında vitrinlere bakın hangi firma direk fiyata oynuyor?güzelliğe oynuyor temaya oynuyor
Spor markaların fast fashion a geçtiği dönemde bizimde bu konuda yapmamız gerekenler var. Ya modelleri gösterip sevkiyat zamanını uzun döneme yayacağız yada (bu söylediğim ileridedeki hedefimiz olmalı )ödemesini açıktan alıp indirim sezonunda uygun ekonomik mal bunun oranıda müşteri ortalama cirosunun yarısı çarpı (bölge sıcaklığı veya kışına göre)2 veya 3 olmalı ki indirim hareketini yakalayabilsin .Veya kıtlık ekonomisi uygulayıp az adet le sınırlı kalacağız.Bu da bir satış taktiği
Tarım toplumu 1000 yıl önce ortaya çıktı. Sanayi toplumu ise 200 yıl… Son 20 yıldır ise kimsenin adında uzlaşamadığı birçok değişkeni bir arada yaşadığımız daha karmaşık bir dünyadayızBen bu dönemi etik dönem olarak adlandırıyorum. Zira , ekonomi bugüne kadar Adam Smith’in rasyonalite çizgisinin dışına hiç çıkmamıştı.
Talebin bugüne kadar arz’dan fazla olması bu dengenin devamlılığını sağlamıştı ama ya bugünkü bolluk dönemi ?Bu dönüşümü tavuk yumurta örneğiyle açıklayalımTarım döneminde tavuklar ortalıkta gezinirdi ve verimsizdi. Sanayi döneminde tavuklar büyük kafeslere konulup verimli bir hale getirildi. Bugün ise insanlık tavukların kafesten çıkartılarak daha doğal ortamlarda yaşamalarını talep eden etik bir dönemi yaşıyorBöyle bir tüketici beklentisini arz - talep dengesinde ve rasyonalitede nasıl tanımlayıp , klasik ekonomi tanımının hangi başlığı altında inceleyeceğiz ?Tarım ve sanayi dönemlerinde üretimi ve verimliliği esas alan ekonomik kaygı ön plandaydı. Bugünkü talep ve beklenti ise iktisadi düşüncenin dışarısına çıkan bir çizgiye yaklaşabiliyor.Dijital dönem , biyolojik dönem gibi tanımlamalar bir tarafa artık çağ’ı tanımlarken üretim kaynaklarına ve biçimine bakarak tanımlamak pek doğruyu yansıtmıyor. Ben bu dönemi üretim kaynaklarından daha ziyade tüketiciye bakarak etik dönem olarak tanımlıyorum.
Horoza sormuşlar : tavuk mu yumurtadan çıkar , yumurta mı tavuktanHoroz : ben işime bakarım , neyin nereden çıktığı beni ilgilendirmez , demişBiz de artık neyin nasıl üretildiğiyle ilgilenmiyor bakış açımızı tüketiciye doğru çeviriyoruz
Okuduğum bir makalede lcw pazarlama müdürü hami cilara şöyle diyor:Tüketici bilinçlendikçe ürünleri hızla yenileme ihtiyacı d arttı.”tüketici ne ister”sorusunun cevabını bulabilmek önem kazandı.bunu gerçekleştirebilmek için tasarımcılarımızı mağaza içine alan bir sistem kurduk. Artık üretimimizi mağazalardaki tüketicinin tercihleri yönlendiriyor.
İnat etmeye gerek yok .müşteri ne isterse onu yapacağız çünkü istenileni yapmak daha kolay kendi kendimize icat çıkarmanın alemi yok .biz kafamızı bunu nasıl tespit edeceğimize yoralım.expolarda müşteri anketleri yapıyoruz .
1)en çok sattığınız yaş grubu
2)en çok sattığınız renkler
3)en çok sorulan ve sizin yok dediğiniz ürünler
4 )dışarıdan temin ettiğiniz gruplar
5)rakibiniz kim ve hangi ürünleri satıyor nasıl sistemi var
6)istenilen kumaş pamuklu mu viskon mu keten mi vs.
Devlet Bahçeli , bir konuşması sırasında yanında duran korumasından ip alarak meydana atıverdi. Korumasının yanında sürekli ip taşımadığı malum. Dolayısıyla, bu olayın anlık bir heyecan ve öfkeyle değil , önceden kurgulanmış , planlanmış bir konuşmanın parçası olduğunu görüyoruz. Bu ipin ucunda Uzan’ın uyguladığı pazarlama taktiklerine karşı bir yanıt kokuyor.Kitleler soyut düşüncelerle , kavramlarla heyecanlanmazlar. Olayı somutlaştırmadan ve şova dönüştürmeden etkilemek , akılda kalmak , taraftar haline getirmek gayet zordur. Erdal İnönü yıllarca siyasette kaldı ama geriye dönüp baktığınızda hangi sözü halen kulaklarınızda çınlıyor ya da halen konuşulur olabiliyor : Özal sizi limon gibi sıkıyor… Ecevit hükümeti için muhalefet binlerce kelime sarfetti , yüzlerce eleştiri yazıldı ama akılda kalan , bugün dahi hatırladığınız ; bir esnafın kasa fırlatması olayıdırBahçeli meydanda ip atarak bu olaya karşı tepkisini net koyan lider , olarak hatırlanmaya çalışıyor.Akılda kalmak ve kitledeki bu tepkiyi kucaklıyor olmak için aynı aşırılıkla cevap veriyor. Kitlede oluşan heyecana ve tepkiye parelel bir görüntü oluşturarak , sizi ben anlıyorum , mesajını iletmeye çalışıyor.Başbakan ise kitlede bu şekilde birikmiş bir öfke var iken konuyu izah etme yolunu tercih ediyor. Mantıklı cümlelerle açıklayıp nedenlerini sıralıyor.Kitle duyguları söz konusu olduğunda ancak aynı dil ve üslup ile dinlenir olabilirsiniz. Açıklama, öfkenin en son ihtiyaç duyduğu şeydir.Müşteri karşısında bu durumu şu şekilde düşünün. Müşterinize ürün teslimatı konusunda tarih verdiniz , müşteriniz de size güvenerek program yaptı ancak ürün bir türlü yetişmiyor…Satıcı 1 : makineda bir problem çıktı ve maalesef ürününüzü yetiştiremiyoruzMüşteri kendi durumunu algılayamayan bu duruş karşısında daha da öfkelenecektir. Bu açıklama müşteri öfkesini karşılayamayacak daha da tahrik edecektir.Satıcı 2 : hanımefendi , şu an çözmemiz gereken bir problem var , ben inanın elimden gelen her şeyi yapıyorum… Bu arada müşterinin yanından telefonla hatanın olduğu departmanı arayarak ; en kısa sürede bu ürünün hazır olmasını istiyorum , şeklinde müşteri tepkisine ortak olabilirsiniz. Müşterinin göstereceği tepkiyi sizin göstermeniz, müşterinin öfkesini bir nebze tatmin edecektir. Bu şekilde müşterinin tepkisi ; Mustafa bey , yardımınız için teşekür ederim , şekline dönüşebilir.Müşteriye cevap vererek onun da size karşıt bir cevap verebileceği bir tartışma ortamı yaratmak yerine, tepkisini paylaşan bir görüntüyle aynı tarafa geçebilirsiniz.
bir böcek ilacı firması ürününün etkinliğini göstermek ve akılda kalmak için gayet etkili bir biçimde bu fotoğrafı kullanıyor.
Spider man öldü
The New york times gazetesinde okuduğum bir makaleye göre , Amerika da bazı sektörlerde online satış grafikleri düşme eğilimi göstermiş. Oysa , birçok uzman , gelecekte online satışın hayatımızın vazgeçilmez bir gerçeği olacağını iddia ediyordu. Online alışveriş önemli bir zaman tasarrufu sağlıyordu …Peki , her şeyin daha hızlı olduğu bu dönemde , tüketici geri kalan zamanında sizce ne yapacak ?Çalışma süreleri giderek kısalırken(önceden 6 ayda sattığımız koleksiyonu şimdi 12 günde satıyoruz.) ortaya geniş bir zaman dilimi çıkıyor.Tüketici, geri kalan bu zamanı sanal bir alemde , pratik bir şekilde işlerini hallederek evinde oturmayı mı tercih edecek ?Gelecekte tüketici zamanını pratikleştirerek ona paketlenmiş bir biçimde vermenizi değil , zamanını almanızı bekleyecek. Gelecekte en önemli problemlerden bir tanesi zaman olacak ; en iyi ürün ve hizmetin yanında en iyi interaktif deneyimi sağlayan kazanacak.Sorunsuz bir şekilde hızla ürünü teslim etme sonucundan çok , bu alışveriş sürecini yönetmeye odaklanacaksınız. Ürün teslimatı , hız gibi noktalar artık herkesin yapabildiği , rekabet üstünlüğü sağlayan noktalar olmayacak. Bu alışveriş sürecine nasıl farklı eklemeler yaptığınız daha önemli olacak.Sorunsuz bir şekilde , kapıya teslim , iyi giyimli ve güleryüzlü bir teslimatçı müşterinizden imzasını alıp geriye döndüğünde sıradan , eğlencesiz ve banal bir firma olarak konuşulacaksınız.Tatil yörelerindeki garsonlar , satış temsilcilerinin rahat tavırları dikkatinizi çekmiştir. Eğlenmeye motive olmuş müşterilerine sadece ürün değil , aynı zamanda eğlence de sunarlar. Gelecekte de zaman bu anlamda genişleyeceğinden beklenti , tüketim yönünde değil , zamanı geçirme yönünde olacak.Geçen haftaki Bodrum tatilim sırasında bir garson yoldan geçen yaşlı turist bayanlara şu şekilde sesleniyordu : hey , aradığınız yakışıklı adam buradaBir önceki restauranttaki garson ise şöyle : buyrun efendim , et döner , tavuk döner …Ve mutlu son ; turistler yakışıklı adamı tercih etti
Burada anlatmak istediğim marka fonksiyelliğinden daha çok size sağlayacağı faydalar çocuk küçükse aileye büyükse çocuğa aşılamaktır her nike giyen roberto carlos olmaz ama insana somut gösterimlerle izlenim uyandırılıyor bizim de böyle bir izlenime ihtiyacımız var, mct deyince bir şeylerin mesajını vermeliyiz
Türkiye’de her geçen gün sayısı artan ve plansız bir şekilde yapılan alışveriş merkezlerinde (AVM) kiraların metrekare başına 200 dolara ulaştığını söyleyen Seven Hill’in Başkanı Hüseyin Özbek, "Kár etmeye imkan yok. Bu gidişle markalar batmaya başlayacak. Tepki olarak üç yıl AVM’lere girmeme kararı aldım" dedi.TÜRKİYE’de her geçen gün sayısı artan ve plansız bir şekilde yapılan alışveriş merkezlerinde (AVM) kiraların artık aklı zorlar bir hale geldiğine dikkat çeken Seven Hill’in Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Özbek, "Metrekare başına kiralar 200 dolara ulaştı. Kár etmeye imkan yok. Bu gidişle markalar batmaya başlayacak" dedi. AVM çılgınlığına kimsenin dur demediğinden yakınan Özbek "Plan, proje yok. Bunlara dikkat çekecek ne bir dernek ne de bir kuruluş var. Sektörde birlik yok. Metrekaresi 200 dolardan adam ayda 50 bin dolar kira ödeyecek. Burayı kiralayan para kazanırsa, ben her şeyi, işi gücü bırakıp, gideceğim" diye konuştu. İFLASLAR BAŞLAYACAK: Perakendecilerin bu yüksek kiralara uzun süre dayanamayacağını vurgulayan Özbek, "Herkesin bir ömrü var. Bu gidişe kimileri 6 ay kimileri 2 yıl dayanacak. İflaslar başlayacak" dedi. İmzaladıkları dışında AVM’lere 3 yıl girmeme kararı alan Seven Hill, üç yıl sonra girip, hava parası vermeyi tercih edeyor. Markanın mağazalarımızın yüzde 70’i caddelerde, kalanı AVM’lerde bulunuyor. PİYASA YABANCILARIN OLACAK: Yerli markaların ağır kira giderleri karşısında rekabet şanslarını yitireceğine tekrar dikkat çeken Özbek, piyasanın yüzde 70’inin yabancıların eline geçeceği uyarısında bulundu. Yabancı markaların korunduğunu belirten Özbek şunları söyledi: "Bu kadar olmaz. Markalar kategorik sıralansın, ona göre yer verilsin. Her marka birbirinin rakibi değil. AVM’lerde yer alabilmek için araya milletvekili, bakan sokanlar var. Böyle olmaz. AVM danışmanlarına ulaşmak bile zor. Ahmet Zorlu’yu arıyorum, dönüyor. AVM danışmanları dönmüyor."Üretim yükünü attıkSULTANHAMAM’da kumaşçı olan babası sayesinde tekstil sektörüne giren Hüseyin Özbek, daha sonra hazır giyim ve perakendeye kaydıklarını, marka olma hayalini ise 1998 yılında, 18 yaşında Seven Hill’i kurarak gerçekleştirdiğini söylüyor. "Sadece toptancı olarak kalsaydım maddi olarak daha rahat olurdum" diyen Özbek, bütün kazancını yatırıma dönüştürdüğünü anlatıyor. Kadın ve erkek koleksiyonlarına 2000 yılında çocuğu da ekleyen Seven Hill, bir yıl önce üretimden de çıkmış. Üretiminin yüzde 80’ini Türkiye’nin farklı yerlerinde yüzde 20’sini ise Uzakdoğu’da yaptırıyor. Özbek, hız kazanmak için üretimden çıktıklarını anlatarak, "Hantallığımızı bıraktık. Yükümüz hafifledi. Şu anda bir sezonda mağazaya 3 farklı koleksiyon ve 2000 model giriyor. Ürün odaklı olduk. Bazen tek bir ürün bile çıkabiliyor. Trende uygun, nokta atışı yapıyoruz" dedi. 2010’da perakende cirosu 400 milyon YTL’ye çıkar2006’da 100 milyon YTL ciro yaptıklarını ve 2007’de yüzde 25 artış beklediklerini açıklayan Hüseyin Özbek, kárlılıkların giderek azaldığına, pembe tablolar çizilse de gerçeklerin ortada olduğuna değindi. Cironun yüzde 45’inin perakendeden, kalanının ise toptandan geldiğini belirten Özbek şunları aktardı: "Türkiye’de 35 olan mağaza sayımız yıl sonunda 43’e çıkar. Ayrıca 25 franchise mağazamız var. Yurtdışında Rusya, Romanya, Bulgaristan, İsveç, Fas gibi 35 ülkede 50 kadar mağazamız bulunuyor. Yurtdışında franchise modelini benimsedik. Bu en doğrusu. İşi ve pazarı bilenle çalışırız. Daha fazla ülkeye girmeyi planlıyoruz.
4 Eylül 2007 Salı
Üretim ve dikkat edilecek hususlar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder